Yüzyıllar boyunca uzun deniz yolculuklarına çıkan denizciler, yalnızca fırtınalarla ve zorlu deniz koşullarıyla mücadele etmedi. Gemilerde haftalarca, hatta aylarca kalan mürettebatı tehdit eden en büyük tehlikelerden biri de zamanla ortaya çıkan ağır bir hastalıktı. Diş etlerinin kanaması, vücutta morlukların oluşması, yaraların geç iyileşmesi ve şiddetli halsizlikle kendini gösteren bu hastalık, çok sayıda denizcinin hayatını kaybetmesine neden oldu.
Keşif yolculukları döneminde gemilerde yiyecekleri uzun süre bozulmadan saklamak büyük bir sorundu. Bu nedenle denizcilerin beslenmesi çoğunlukla tuzlanmış et, peksimet ve uzun süre dayanabilen diğer erzaklara dayanıyordu. Taze meyve ve sebzeler ise yolculuk boyunca her zaman bulunamıyordu.
Sorun yalnızca yiyeceklerin sınırlı olması değildi. Aynı besinleri uzun süre tüketmek ve C vitamini bakımından yetersiz bir beslenme düzenine sahip olmak, vücudun zamanla bu önemli vitaminden mahrum kalmasına yol açıyordu. C vitamini, vücudun kolajen üretmesi için gerekli. Kolajen ise cildin, damarların, diş etlerinin ve bağ dokularının sağlıklı kalmasında önemli rol oynuyor.
Bu vitaminin uzun süre yeterince alınmaması sonucunda iskorbüt gelişebiliyor. Hastalık ilerledikçe diş etlerinde kanama, dişlerde gevşeme, cilt altında kanamalar, eklem ağrıları ve belirgin halsizlik görülebiliyor. Tedavi edilmediğinde ağır iskorbüt ölümcül olabiliyor.
İskorbüt, başlangıçta yalnızca yorgunluk veya genel bir halsizlik gibi görünebiliyordu. Ancak C vitamini eksikliği devam ettikçe belirtiler daha belirgin hale geliyordu. Diş etleri şişiyor ve kolayca kanıyor, küçük darbeler bile vücutta morluklara neden olabiliyor, eski yaralar yeniden açılabiliyor veya iyileşmesi zorlaşıyordu. Uzun yolculuklarda bu belirtilerle karşılaşan denizcilerin tedavi edilmesi de kolay değildi. Gemilerdeki tıbbi imkânlar sınırlıydı ve hastalığın gerçek nedeni henüz bilinmiyordu. Bu nedenle iskorbütün neden ortaya çıktığı konusunda farklı görüşler öne sürülüyor, çeşitli yiyecekler ve karışımlar tedavi amacıyla deneniyordu.
Bugün bildiğimiz kadarıyla bu hastalığın temel nedeni, uzun süreli C vitamini eksikliği. Ancak geçmişte vitaminlerin varlığı henüz keşfedilmediği için hastalığın beslenmeyle ilişkisini anlamak ve etkili bir çözüm geliştirmek yıllar aldı.
Taze limon, portakal gibi narenciye meyveleri ile C vitamini içeren sebzeler, iskorbütle mücadelede önemli bir yere sahipti. Ancak o dönemde bu besinlerin neden işe yaradığını açıklayacak bilimsel bilgi henüz mevcut değildi. Denizciler ve hekimler, farklı yiyecekleri deneyerek hastalığın seyrini anlamaya çalışıyordu. 1747 yılında İngiliz donanmasında görev yapan cerrah James Lind, iskorbüt hastalığına yakalanan denizciler üzerinde farklı tedavileri karşılaştıran bir çalışma yaptı. Bazı denizcilere günlük beslenmelerine ek olarak portakal ve limon verildi. Bu gruptaki hastaların durumunda diğer gruplara kıyasla belirgin bir iyileşme gözlemlendi. Lind’in çalışması, narenciye meyvelerinin iskorbüt tedavisindeki etkisini ortaya koyan önemli tarihsel araştırmalardan biri oldu.
Yine de bu bulgunun denizcilik tarihinde hemen yaygın biçimde uygulanmadığını belirtmek gerekiyor. Meyve ve sebzelerin uzun yolculuklarda taze tutulması zordu. Üstelik hastalığın nedenini açıklayan vitamin bilgisi henüz gelişmemişti. Bu nedenle etkili olduğu görülen yöntemlerin donanmalarda düzenli olarak uygulanması zaman aldı.
İngiliz denizci ve kâşif James Cook’un uzun yolculuklarında mürettebatın beslenmesine ve gemi temizliğine önem vermesi, iskorbütle mücadele tarihinin dikkat çeken örnekleri arasında yer alıyor. Cook’un seferlerinde taze sebzelerden yararlanılıyor, erzak planlamasına dikkat ediliyor ve lahana turşusu gibi yiyecekler de kullanılıyordu. Lahana turşusunun bu hikâyede yer almasının bir nedeni var. Lahana, C vitamini içeren bir sebze. Uygun şekilde hazırlanmış ve saklanmış lahana turşusu da C vitamini sağlayabiliyor. Bu nedenle yalnızca narenciye meyveleri değil, sebzeler de denizcilerin beslenmesinde önemli bir yere sahipti.

