Derleyen: Betül Yasemin Kökbek / Milliyet.com.tr – Bir yaprağın içinde milyonlarca yıllık tarih saklı olabilir mi? Uzak Doğu topraklarının meşhur Ginkgo Ağacı bunun en dikkat çekici örneklerinden biri. Dinozorların yaşadığı dönemlerden izler taşıyan bu sıra dışı ağaç, bugün dünyanın dört bir yanında yaşamaya devam ediyor.
Bir sonbahar günü sararan yapraklarıyla bir parkta karşımıza çıkan Ginkgo ağacının hikâyesi, aslında insanlık tarihinden çok daha eski. ‘Ginkgo biloba’ olarak bilinen bu ağaç, milyonlarca yıl önce Dünya’da yaşayan Ginkgoales grubunun günümüzde hayatta kalan tek temsilcisi. Bu nedenle bilim dünyasında sık sık ‘yaşayan fosil’ olarak anılıyor. Ancak Ginkgo’yu ilginç kılan yalnızca yaşı değil. Uzun ömrü, kendine özgü yaprakları, erkek ve dişi ağaçlarının farklı olması ve doğadaki nadir durumuna rağmen şehirlerde kolayca yetiştirilebilmesi, bu ağacı dünyanın en dikkat çekici bitkilerinden biri haline getiriyor.

DİNOZORLA AYNI YAŞTA
Ginkgo’nun ait olduğu bitki grubu, dinozorların da yaşadığı ‘Mezozoik Çağ’da‘ Dünya’nın farklı bölgelerinde yaygındı. O dönemlerde Ginkgo benzeri ağaçların çok daha çeşitli türleri bulunuyordu. Aradan geçen milyonlarca yıl içinde bu çeşitlilik büyük ölçüde ortadan kalktı ve günümüzde bu grubun yalnızca ‘Ginkgo biloba’ türü yaşamını sürdürüyor. Bilim insanları bu nedenle Ginkgo’yu evrimsel tarih açısından özel bir yere koyuyor. Ancak ‘yaşayan fosil’ ifadesi, ağacın milyonlarca yıl boyunca hiç değişmediği anlamına gelmiyor. Bu ifade daha çok, günümüzde yaşayan bir türün çok eski bir bitki grubunun son temsilcisi olmasını anlatıyor.
Uzak Doğu’da görülen bu ağacı diğerlerinden ayırmak oldukça kolay. Ağacın en belirgin özelliği, yelpazeye benzeyen yaprakları. Bilimsel adındaki biloba kelimesi de yaprakların genellikle iki parçalı görünümüne gönderme yapıyor. İlkbahar ve yaz aylarında yeşil olan yapraklar, sonbaharda ise dikkat çekici bir altın sarısına dönüşüyor. Bu nedenle Ginkgo, yalnızca botanik açıdan değil, şehir peyzajı açısından da değerli bir ağaç olarak görülüyor.
3 BİN 500 YAŞINDA GİNKGO VAR
Ginkgonun geçmişi kadar uzun ömrü de dikkat çekici. ‘Royal Botanic Gardens, Kew’ verilerine göre kaydedilmiş en yaşlı Ginkgo örneklerinden biri yaklaşık 3 bin 500 yaşında. Üstelik Ginkgo yalnızca uzun yaşamıyor; oldukça büyük boyutlara da ulaşabiliyor. Uygun koşullarda yaklaşık 40 metreye kadar büyüyebiliyor. Bir başka dikkat çekici özellik ise yavaş olgunlaşması. Ginkgo ağaçlarının tohum üretmeye başlaması için yaklaşık 20 ile 35 yıl geçmesi gerekebiliyor. Ginkgo ağaçlarında ilginç bir özellik daha bulunuyor, erkek ve dişi cinsleri bulunuyor. Dişi ağaçlar tohum oluşturuyor. Ancak bu tohumların dış kısmı yere düştüğünde oldukça kötü ve keskin bir koku ortaya çıkabiliyor. Bu nedenle şehirlerde cadde ve park düzenlemelerinde çoğu zaman erkek Ginkgo ağaçları tercih ediliyor. Böylece Ginkgonun güzel görünümü korunurken istenmeyen koku problemi de azaltılmış oluyor.

Hiroşima’da atom bombasının yıkımından sağ kurtulan ağaçlar arasında özellikle Ginkgo ağaçları dikkat çekiyor. Japoncada ‘Hibakujumoku’ olarak adlandırılan bu ağaçlar, 6 Ağustos 1945’te yaşanan felaketin ardından yeniden filizlenerek yaşamını sürdürdü. Atom bombasının merkezine yaklaşık 2 kilometre uzaklıktaki Anrakuji Tapınağı’nda bulunan Ginkgo ağacı, gövdesi ağır hasar görmesine rağmen ertesi yıl yeniden filiz verdi. Bugün Hiroşima’nın yaşayan tanıkları arasında yer alan bu ağaçlar, yalnızca doğanın dayanıklılığını değil, savaşın yıkıcı sonuçlarını ve barışın önemini de simgeliyor. Üstelik hikâyeleri Japonya sınırlarını da aştı; hayatta kalan ağaçlardan elde edilen tohumlar ve yetiştirilen fidanlar dünyanın farklı ülkelerine gönderilerek bu anlamlı mirasın gelecek kuşaklara aktarılması amaçlandı.
NESLİ TEHLİKEDE OLABİLİR!
Ginkgonun doğal geçmişi Çin ile yakından bağlantılı. Günümüzde ise Avrupa’dan Amerika’ya, Asya’dan Türkiye’ye kadar dünyanın pek çok yerinde yetiştiriliyor. Özellikle Çin ve Japonya’da ginkgo ağaçlarının tapınak ve bahçe kültüründe önemli bir yeri bulunuyor. Daha sonra Avrupa’ya ulaşan tür, zaman içerisinde park ve bahçelerde kullanılan popüler bir süs ağacına dönüştü. Bugün büyük şehirlerde ginkgo ağaçlarına rastlamak mümkün. Şehir koşullarına dayanıklı olması, estetik görünümü ve sonbaharda ortaya çıkan parlak sarı yaprakları bu yaygınlığın nedenleri arasında yer alıyor.

İlk bakışta dünyanın dört bir yanında yetiştiği için Ginkgo’nun neslinin tehlikede olmadığı düşünülebilir. Ancak durum biraz farklı, IUCN’nin değerlendirmesine göre Ginkgo biloba tehlikede görülüyor. Bunun temel nedeni, türün doğal popülasyonlarının sınırlı olması. Başka bir ifadeyle dünyanın şehirlerinde gördüğümüz binlerce Ginkgo ağacı, türün doğal yaşam alanlarındaki durumunun iyi olduğu anlamına gelmiyor. Ginkgo, günümüzde bazı bitkisel ve tıbbi ürünlerde de kullanılıyor. Özellikle yapraklarından elde edilen ekstreler üzerine çok sayıda bilimsel araştırma yapılmış durumda. Ancak bu ağacın her türlü sağlık sorununa kesin çözüm sunduğu yönündeki iddiaların bilimsel kanıtlarla desteklenmediğini belirtmek gerekiyor. Ginkgo tohumları da bazı Asya mutfaklarında tüketiliyor. Bununla birlikte tohumların yanlış veya fazla tüketilmesi sağlık açısından risk oluşturabileceğinden uygun şekilde hazırlanması gerekiyor.
Bugün bir parkta gördüğümüz ginkgo ağacı, aslında Dünya’nın çok eski dönemlerinden günümüze ulaşan sıra dışı bir hikâyenin parçası. Dinozorların yaşadığı çağlardan modern metropollere uzanan Ginkgo, milyonlarca yıllık geçmişine rağmen bugün hâlâ şehirlerin arasında büyümeye devam ediyor. Her sonbaharda sararan o yelpaze biçimli yapraklar, yalnızca mevsimin değiştiğini değil, aynı zamanda Dünya’nın çok eski bir canlı grubunun hâlâ yaşamını sürdürdüğünü hatırlatıyor.

