Derleyen: Oğuzcan Atış / Milliyet.com.tr – Takvimler Ağustos 1945’i gösterdiğinde İkinci Dünya Savaşı’nın Batı cephesi kapanmış, Almanya müttefikler tarafından işgal edilerek savaştan çekilmişti. Savaşın Asya-Pasifik cephesinde çatışmalar tüm şiddetiyle devam ediyordu. Ancak ABD, kısa süre içinde insanlık tarihinde ilk kez kullanılacak olan bir silahı sahaya sürmeye hazırlanıyordu. Washington, 6 ve 9 Ağustos 1945 tarihlerinde Japonya’nın Hiroşima ve Nagazaki kentlerine attığı atom bombalarıyla sadece savaşı bitirmekle kalmamış aynı zamanda İkinci Dünya Savaşı’nın sonlanmasıyla rakip olacakları netleşmiş olan Sovyetler Birliği’ne (SSCB) de bir gözdağı vermişti. Ancak SSCB de savaşın ardından başlayacak rekabetin farkındaydı ve bunun için hâlihazırda aldığı bazı önlemler vardı. İlk hedef Moskova’daki ABD Büyükelçiliğiydi.

Soğuk Savaş yıllarında taraflar birbirlerinin hamlesini önceden öğrenebilmek adına duyanları şaşkına çevirecek casusluk yöntemlerini kullandı. Bunun ilk örneklerinden biri de 4 Ağustos 1945’te Moskova’da yaşandı. İkinci Dünya Savaşı bitmek üzere olsa da ABD ve SSCB kâğıt üzerinde hâlâ müttefikti ve Moskova’daki bir grup çocuk izci, ABD’nin savaş sırasındaki yardımlarına ve iş birliğine minnettarlıklarını göstermek için ABD Büyükelçisi Averell Harriman’a Amerika Birleşik Devletleri Mührü’nün bir oymasını hediye etti. Harriman, bu jeste kartal oymasını odasına asarak cevap verdi. Ancak bu, hikâyenin sadece görünen kısmıydı. Büyükelçiye hediye edilen ABD arması, bir armadan çok daha fazlasıydı.
ELÇİLİĞE DİNLEME CİHAZI SOKTULAR
ABD Büyükelçisi, Sovyet izci çocuklar tarafından hediye edilen ahşap oyma kartal heykelini çalışma odasına astı. Bu yıllarda gizli dinleme cihazlarına ilişkin teknoloji henüz emekleme aşamasında olsa da bilinmeyen bir şey değildi. ABD elçilik yerleşkesi içine sokulan dinleme cihazı, adeta sesle çalışan bir ayna gibiydi. Sovyet istihbaratı dinleme yapmak istediği zaman elçilik dışından heykele radyo dalgası tutuyor, odadaki seslerin bu dalgalara çarptıktan sonra geri yansımasını dinliyordu. Dışarıdan dalga gönderilmediği zamanlarda ise cihaz tamamen devre dışı kaldığı için varlığını tespit etmek neredeyse imkânsızdı. SSCB, büyükelçinin odasına soktuğu dinleme cihazıyla tam 6 yıl boyunca gizli bilgilere erişti ve kritik toplantıları dinledi. Bu durum, 1952’de George Kennan’ın büyükelçiliği sırasında yapılan kapsamlı bir güvenlik taraması sırasında fark edildi.

ABD’nin Moskova Büyükelçiliği’nde dinleme cihazı tespit edilmesinin ardından durum hemen Washington’a bildirildi. ABD’nin SSCB’nin yaptığı bu hamleye karşılık birden fazla seçeneği vardı: SSCB’nin bu hamlesini uluslararası kamuoyuna açıklamak veya cihaz hiç tespit edilmemiş gibi davranmak. İlk seçenekte uluslararası arenada SSCB’ye karşı kolay bir ‘zafer’ elde edilebilirdi. İkinci ihtimalde ise Sovyet istihbaratı bilinçli olarak yanlış yönlendirilebilir ve cihaz üzerinde kapsamlı incelemeler yapılabilirdi. Buna ek olarak ABD’nin SSCB karşısında zor durumda kalacağı olası bir kriz anında, bu cihazın varlığı koz olarak açıklanıp dengeler kurulabilirdi.
Mühendis, mucit ve akustik fizikçi Léon Theremin’in ahşap kartalın içine gizlediği ve harici bir güç kaynağına ihtiyaç duymadan dış frekanslarla aktifleşen bu pasif dinleme mekanizması, Soğuk Savaş’ın tozlu sayfalarında kalmayarak günümüz modern teknolojisinin de temel taşlarından biri oldu. Müzisyenin hiçbir şekilde fiziksel temasta bulunmadan ellerini iki anten arasındaki elektromanyetik alanda hareket ettirerek sesin perdesini ve yüksekliğini kontrol ettiği elektronik müzik aleti Theremin’in de mucidi olan Léon Theremin tarafından icat edilen cihazın çalışma prensibi, bugün hayatımızın her alanında kullandığımız RFID (Radyo Frekanslı Tanımlama) sistemlerinin tarihteki ilk örneği kabul ediliyor. Cüzdanlarımızdaki temassız kredi kartlarından toplu taşıma kartlarına, otoyollardaki HGS geçiş sistemlerinden mağazalardaki güvenlik etiketlerine kadar pek çok uygulama, tıpkı 1945’teki ahşap mühür gibi bünyesinde bir pil barındırmadan, “uyanmak için” ihtiyaç duyduğu gücü okuyucudan aldığı radyo dalgalarından alarak veri aktarma mantığına dayanıyor. Siyasi gerilimlerin gölgesinde devlet sırlarını sızdırmak için tasarlanan bu dahice buluş, günümüzde dijital dünyanın hızını ve güvenliğini sağlayan en temel standartlardan biri olarak varlığını sürdürüyor.
Yapılan toplantıların ardından ABD’li karar vericiler sahip oldukları seçenekler arasında ikinci ihtimali seçti. Moskova’daki elçilik yerleşkesine yerleştirilen Sovyet dinleme cihazı hiç bulunmamış gibi davranılacaktı. ABD’de önce Truman ardından Eisenhower yönetimi her şeyden habersiz gibi davranmaya devam ederek sahip oldukları bilgiyi kullanacakları günü bekledi.
TESPİT EDİLDİKTEN 8 YIL SONRA İFŞA EDİLDİ
Takvimler 1 Mayıs 1960’ı gösterdiğinde SSCB, hava sahasını ihlal eden ABD’ye ait bir U-2 casus uçağını düşürdü. Amerikalı yetkililer ilk etapta SSCB üzerinde sivil bir hava durumu araştırma uçağının düştüğünü açıkladı. Bu açıklamaya göre pilot, uçağın oksijen sisteminde yaşanan bir arıza sonucunda bayılmış ve uçak ‘yanlışlıkla’ Sovyet hava sahasına girmişti. Washington’daki bir çok kişi bu açıklamanın kusursuz olduğunu düşünüyordu. Ancak hesap edilmeyen şey; pilot Francis Gary Powers’ın uçağın kendini imha sistemini devreye sokmadan uçaktan atlamış olmasıydı. ABD yönetimi ve Başkan Dwight D. Eisenhower, pilotun kendini imha mekanizmasını çalıştırdığını, siyanür hapını içerek öldüğünü ve uçağın da paramparça olduğunu varsaymıştı. Bu yüzden Sovyetler’in elinde hiçbir kanıt olmadığını düşünüyorlardı. Oysa durum bunun tam tersiydi.

Kruşçev, düşürülen U-2’nin enkazını inceliyor
SSCB, düşürülen casus uçağa ait parçaları ve pilotu kısa süre içinde canlı olarak ele geçirdi. Dönemin Sovyet Lideri Nikita Kruşçev ise konuya ilişkin ilk açıklamasında sadece “Bir ABD uçağını düşürdük” diyerek bilerek detay vermemiş ve ABD’nin konu hakkındaki açıklamasını beklemişti. ABD tarafının meteoroloji uçağı açıklamasının ardından Kruşçev son hamlesini yaptı: Amerikalı pilotun canlı ele geçirildiğini, her şeyi itiraf ettiğini ve ellerinde uçağın sağlam kalmış casusluk ekipmanlarının bulunduğunu açıkladı. Bu açıklama ABD’de şok etkisi yarattı; fakat Washington’ın elinde yanıt vermek için hâlâ bir koz bulunuyordu.ABD casus uçağının SSCB üzerinde vurulmasının ardından Sovyet Lideri Nikita Kruşçev BM Güvenlik Konseyi’ni acil toplantıya çağırdı ve ABD’yi “ahlaksızca casusluk yapmakla” suçladı. ABD köşeye sıkışınca tam da beklediği kozu masaya sürdü. 26 Mayıs 1960’ta ABD’nin BM Daimi Temsilcisi Henry Cabot Lodge Jr., ahşap kartal heykelini ve içinden çıkan dinleme cihazını BM Güvenlik Konseyi toplantısında havaya kaldırarak gösterdi. Lodge, gizli cihazın Büyükelçinin ofisine nasıl girdiğini ve gizli bir dinleme cihazı olarak nasıl çalıştığını açıklayarak “Siz de zamanında bizi kendi büyükelçiliğimizde yıllarca böyle dinlediniz” diyerek durumu dengelemeye çalıştı. Bu hamlenin ardından Sovyetler Birliği’nin ABD’yi kınamak üzere BM’ye sunduğu karar tasarısı 2’ye karşı 7 oyla reddedildi. Olay diplomatik olarak kapansa da casusluk tarihini kökten değiştirdi. İçinde pil veya kablo olmadan çalışan bu küçük cihaz, günümüz temassız kart teknolojilerinin ilk örneği oldu. Ahşap kartal heykeli ise bugün ABD’deki Ulusal Kriptoloji Müzesi’nde Soğuk Savaş’ın casusluk sembollerinden birisi olarak sergilenmeye devam ediyor.

