1-Ani hava ve basınç değişimleri
Sonbaharda ani sıcaklık düşüşleri, yağmur, rüzgar ve hava basıncında dalgalanmalar, migrene yatkın beyinde ağrı yollarını kolayca uyararak ataklara yol açabilir. Bu nedenle hava durumunu takip ederek hazırlıklı olmak, büyük bir değişim beklenen günlerde uyku, beslenme ve su tüketimine daha fazla özen göstermek, gün içinde dışarı çıkmak ve fiziksel olarak aktif kalmak atağı önleyebilir veya ağrı şiddetini azaltabilir.
2-Kısalan günler ve bozulan uyku düzeni
Günler kısalırken vücudun biyolojik saati de bu sürece uyum sağlamada zorlanabilir. Bu değişim, her ikisi de migrenle yakından ilişkili olan uyku ve hormon ritimlerini bozabilir. Migrenli beyin düzenden hoşlanır; az uyumak kadar özellikle hafta sonları sıkça yapılabilen fazla uyumak da atakları tetikleyebilir. Hafta sonları dahil her gün yaklaşık aynı saatte yatmak ve uyanmak fayda sağlar.
3-Okul ve iş temposuyla artan stres
Doç. Dr. Emel Ur Özçelik “Yaz tatilinin ardından sonbaharda okulların açılması, iş yükünün artması ve yoğun tempo migrenin temel etkenlerinden olan stres seviyesini artırır. Duygu durumundaki ani değişimler de tetikleyici olduğundan dolayı, yoğun stres sonrası rahatlama döneminde de ataklara sık rastlanır. Bu nedenle; işlerimizi planlayıp küçük parçalar halinde yapmak, çalışırken kısa molalar vermek, düzenli yürüyüş ve nefes egzersizleri gibi basit yöntemler stresi kontrol ederek migren ataklarının sıklığını azaltmaya yardım eder” diyor.
4-Öğün atlamak, beslenme alışkanlıklarının değişmesi ve aşırı kafein
Kahvaltıyı ihmal etmek, uzun süre aç kalmak ve çay-kahve tüketiminde aşırıya kaçmak migren ataklarına yol açabilir. Bu nedenle; öğünlere dikkat etmek, uzun süre aç kalmamak, çantada sağlıklı bir ara öğün bulundurmak ve kafein tüketiminde aşırıya kaçmamak önemlidir. Diğer taraftan sonbaharla birlikte kapalı ortamlarda vakit geçirilirken fast-food ve paketli gıda tüketiminin artması da tetikleyici olabilir, dikkatli olmakta fayda var.
5-Az sıvı tüketmek, susuz kalmak
Yazın sona ermesiyle susuzluk hissindeki azalma nedeniyle yetersiz sıvı alımı da migrenli kişide atak başlatmaya yetebilir. Susamayı beklemeden gün içine yayılmış şekilde su içmeye özen göstermek çok önemlidir. Masamızda bir su şişesi bulundurmamız bu alışkanlığı kazanmayı kolaylaştırır.
6-Kapalı ortamlar, keskin kokular ve hava kirliliği
Sonbaharla birlikte kapalı ve az havalandırılan ortamlarda daha fazla zaman geçirmek, ısıtma sistemleriyle hava kirliliğine maruz kalmak, parfüm, sigara dumanı, temizlik ürünleri gibi keskin kokuları daha yoğun hissetmek migrene yatkın kişilerde atakların tetiklenmesini kolaylaştırır. Bulunduğumuz ortamları günde birkaç kez havalandırmak, sigara dumanından ve tetikleyici olduğunu bildiğiniz kokulardan uzak durmak önemlidir.
7-Grip, soğuk algınlığı ve alerjenler
Sonbaharda artan üst solunum yolu enfeksiyonları ve alerjenler baş ağrısına neden olabilirken, ateş, enfeksiyon, burun tıkanıklığı, uyku kalitesinin bozulması migren ataklarını tetikleyebilir.
8-Sık sık ağrı kesici içmek, reçetesiz ilaç kullanmak
Reçetesiz ilaçların bilinçsizce kullanılması ve sık sık ağrı kesici içmek de migren ataklarına yol açabilir. Ayda 10–15 günden fazla ağrı kesici kullanmak, ‘ilaç aşırı kullanımı baş ağrısı’ denen ve ağrıyı kronikleştiren bir kısır döngüye yol açabildiğinden dolayı, ağrı kesiciyi hekim önerisiyle kullanmak, ataklar sıklaştıysa koruyucu tedavi için Nöroloğa başvurmak gerekir.
Baş ağrısı günlüğü tutun
Migren ataklarını kontrol etmek için baş ağrısı günlüğü tutmanın büyük fayda sağladığını belirtenDoç. Dr. Emel Ur Özçelik şöyle konuşuyor: “Kendi tetikleyicilerinizi belirlemek için bir baş ağrısı günlüğü tutun. Ağrının ne zaman başladığını, ne kadar sürdüğünü ve ağrı öncesinde neler yaptığınızı not edin. Uyku düzeni, öğünler, stres, hava değişimi, parfüm ya da temizlik malzemesi kullanmak/maruz kalmak ve tüketilen yiyecek-içecekler gibi ayrıntıları not etmek, kişisel tetikleyicileri fark etmeyi kolaylaştırır. Ayrıca kullanılan ilaçları ve ağrının şiddetini de günlüğe eklemek, doktorun değerlendirmesine yardımcı olur. Bu basit kayıtlar, uygun tedavi planının oluşturulmasında önemli birer yol gösterici olabilir.”

