Gonca Kocabaş / Milliyet.com.tr – İzmir’in kalabalığından uzaklaşıp doğayla iç içe bir hayat kurma hayali, Kâzım Polat için hiçbir zaman gelip geçici bir heves olmadı. Henüz çocukluk yıllarında ailesi ve arkadaşlarıyla gezmeye geldiği Birgi’nin dar sokakları, tarihi evleri, deresi ve samimi insanları onun zihninde farklı bir yer edindi. Yıllar sonra bu hayalin peşinden giden Polat, bugün 26 yıllık İngilizce öğretmeni olarak Birgi’de kurduğu taş evinde yaşıyor, boş zamanlarında ise ahşaba hayat veriyor.
Polat’ın Birgi hikâyesi 2008 yılında aldığı arsa ile başlamadı. Aslında hikâyenin kökleri çocukluk yıllarına kadar uzanıyor. O dönemlerde Birgi’ye sık sık gelen Polat, derenin kenarında piknik yapıyor, köy kahvelerinde sobanın etrafında oturup bölgeye özgü ‘sivri’ çayını içiyordu. Aydınoğlu Beyliği ve Osmanlı döneminden kalan tarihi yapılar, bozulmadan günümüze ulaşmış evler ve dar sokaklar, onda yıllar boyunca Birgi’de yaşama isteği oluşturdu. Öyle ki üniversite yıllarında Ödemiş Cumartesi Pazarı’ndan aldığı bir koyun çanını yıllarca sakladı. O sırada kendisine bir söz verdi: “İleride Birgi’de bahçeli bir evim olursa bunu giriş kapısına asacağım.” Yıllar sonra o çan gerçekten de hayalini kurduğu evin kapısına asıldı.
‘SENDE HİÇ AKIL YOK BURADAN EV Mİ ALINIR DEDİLER’
‘Dokuz Eylül Üniversitesi, İngilizce Öğretmenliği bölümünde hazırlıkla beraber beş yıl İzmir’de okudum’ diyen Polat, ”Bu beş yıl içerisinde İzmir’de kaldığım hafta sonları sayılıdır. Oldum olası büyük şehirdeki hayata değil de, küçük yerlere ve kırsal yaşama özenmişimdir. Tohumlarını Amerika’dan getirttiğim ve hobi amaçlı yetiştirdiğim mavi ladin fideleri beklediğimden çok daha fazla sayıda çıkınca, sattığımda elime yüklü miktarda bir para geçmişti. Bu parayla, evimizin olduğu arsayı o zaman tarla olarak satın almıştık. Birgili olan liseden bir arkadaşım ‘Kâzım sende hiç akıl yok mu? Birgi’den yer mi alınır; Kuşadası’na, Çeşme’ye gitsene!’ demişti. Sonra Birgi popüler olup da gayrimenkul fiyatları arttığında, ‘Ah Kâzım, sen çok akıllıymışsın, biz evleri sattık, şimdi Birgi’ye geri gelemiyoruz’ demişti” şeklinde konuştu.

Neredeyse hiç trafik gürültüsü olmadığını dile getiren Polat, “Maalesef artık hafta sonları hariç bu sessizlik. Şöyle tepeden durup baktığınızda bir iki traktör sesi, koyun, inek, horoz ve bolca da kuş sesleri duyarsınız. İnsanları çok samimidir. Yolda gezerken denk geldiğinizde hiçbir çıkar beklemeden ‘hoş geldiniz’ derler. Komşuluk ilişkileri hâlâ özlem duyulan o eski günlerdeki gibidir. Komşuda pişen yemekten, börekten mutlaka size de getirirler. Sonra o tabakla siz bir şeyler götürürsünüz, bu döngü böylece devam edip gider. Mesela bugünkü akşam yemeğinde komşumuz Saime Yenge’nin getirdiği “sini pidesi”ni yedik” ifadelerine yer verdi.
‘5 KURUŞ PARAM OLMADAN ÇEKTİĞİM KREDİYLE BU EVE BAŞLAMIŞTIM’
Bir tanıdığı aracılığıyla, mavi ladin ağacı tohumları getirttiğini söyleyen Polat, “Filizlenen tohumlar beklediğimden çok daha fazla, 18000 adet kadar fideye dönüşmüştü. Daha sonra onları kiraladığım tarlada iki sene torba saksılarda büyütüp satınca, elime yüklü bir miktar para geçmişti. O günkü parayla eski Birgi evlerinden birini satın alabiliyordum ama, ben içine zeytin ağacı da doldurabileceğim genişçe bahçeli bir ev istiyordum. Çok şükür tam istediğim gibi bir tarla bulup satın aldım. Sonra arsaya dönüştürüp, bankadan inşaat kredisi çekerek (paranın tamamı tarlaya gitmişti) evin inşaatına başladım” dedi ve ekledi:
“Kredi çekerek inşaata başladığım için oldukça planlı ve hesaplı gitmem gerekiyordu. Tarlanın etrafını çevreleyen taşları kullanarak başlamıştık inşaata. Ama onlar yetmeyince, parayla satın almak yerine, komşularımın tarlalarının kenarlarında birikmiş taşları gidip topluyorduk. Gene bir gün, Birgili çocukluk arkadaşım da olan öğretmen bir arkadaşımın babasının traktörüyle onların tarlasına gitmiştik. Akşam üzeri traktörün kasası balıksırtı dolmuştu. Tam gidecekken ben gözüme bir taş daha kestirdim ve ona doğru yöneldim. Arkadaşım ‘Kâzım yeter, kasa doldu zaten’ dedi ama ben ‘şu taşı da alayım, bitti söz’ dedim. Elimi taşa uzattığım anda avucumun içinde öyle bir acı hissettim ki, sanki jiletle vurmuşlar gibi yanıyordu. Arkası taş dolu traktörle dere yataklarından sallana sallana inşaata geldiğimizde ustalara akrep soktuğunu söyledik. “Hocam buraya gelene kadar bayılmadıysanız, size dokunmuyor demek ki! “ dediler. Köylü ustaların vardır bir bildiği deyip, cahillik edip hastaneye gitmedim ama, o gece koltuk altımdaki zonklamadan dolayı uyuyamadığımı hatırlıyorum. Birgi’deki ev çok uzun zamandır süregelen bir hayaldi ve inşaata başlamıştım artık. Üstelik beş kuruş param olmadan, çektiğim krediyle başlamıştım. Yani artık geri dönemezdim.”

‘KÖYÜN BİR UCUNAN DİĞER UCUNA YARIM SAATTE YÜRÜRSÜNÜZ’
‘Evin inşaatıyla beraber, içerisindeki bazı işleri kendim yapmaya çalıştım’ diyen Kâzım Polat, “Bu bana hem maddi bir kolaylık, hem de kendi kendine bir şeyler yapabilmenin hazzını veriyordu. Gece yarılarına kadar radyodaki müzik eşliğinde çalıştığımı hatırlıyorum. Bu süreç sonunda bazı şeyleri yapabilir hale geldiğimi görmek oldukça mutluluk ve guru vericiydi ve bunu ilerletmek istedim. Ahşap işlerini geliştirmek adına bazı el aletleri almak istediğimi söylediğimde, eşimin ‘inşaatın masraflarının üzerine bir de bu mu gerek’ demesini beklerken, ‘muhakkak herkesin kendini bulduğu bir hobisi olmalı’ diyerek desteklemesi sayesinde o aletleri aldım ve deneme yanılma yoluyla bir şeyler üretmeye çalıştım. Ürettiğim parçaları arkadaşlara, eşe dosta hediye ettim. Gün geçtikçe sosyal medyada da açtığım hesap dikkat çeker hale geldi ve zaman içerisinde kendimi geliştirme fırsatını buldum” ifadelerine yer verdi.
‘Buranın havası çok temiz’ diyen Kâzım Polat, “Rivayet edilir ki; milattan önceki dönemlerde yaşam alanları oluşturulurken, bölgenin değişik yerlerindeki ağaçlara kesilmiş hayvan etleri asmışlar. Etler en uzun süre bozulmadan Birgi’nin olduğu yerde kalmış ve yerleşke olarak burayı seçmişler. Buna Bozdağlar’dan gelen tatlı esintinin yardımcı olduğu söylenir. Küçük bir köy olduğu için, bir ucundan diğer ucuna yarım saatte yürüyebilirsiniz. Görsel anlamda da oldukça güzel yapılara ve manevi noktalara sahip olduğundan, yeşillikler içerisinde gezerken kendinizi çok rahatlamış hissedersiniz. Ancak yazların çok sıcak geçtiğini belirtmeliyim. Ev için gerekli ihtiyaçları satın alabileceğiniz iş yerleri kısıtlı olduğundan, dokuz km mesafedeki Ödemiş’e gidip, planlı bir alışveriş yapmak durumundasınız. Yoksa küçük bir ihtiyaç için gene Ödemiş’e gidip gelmek zorunda kalabilirsiniz” şeklinde konuştu.

‘ÖĞRETMEN SADECE BİLGİ AKTARAN DEĞİL ONLARA REHBERLİK EDEN BİR FİGÜRDÜR’
Bir parçayı tasarlarken önemli olanın öncelikle estetik olduğunu söyleyen Kâzım Polat, “Ama bunu malzemenin doğal yapısını koruyarak yapmaya çalışıyorum. Son zamanlarda popüler olan kimyasal maddelerle ahşabın birleştirildiği çalışmalardan pek hoşlanmıyorum. Bana kalırsa, ahşabın ortasında ilerleyen fosforlu, renkli bir plastik yüzey yerine, ağacın yıllanmışlığını yansıtan çatlakların, gediklerin, kabukların muhafaza edildiği bir eser çok daha kıymetli. Aslında estetik, doğallık ve işlevsellik bir eserin içerisinde bulundurulması gereken üçlü bir sac ayağıdır diyebiliriz. Ayaklardan birinin eksik olması, dengeyi bozacaktır” dedi ve ekledi:
“Bir ürünün ortaya çıkmasının ürünün büyüklüğüne ve üretimin zorluk derecesine göre değiştiğini söyleyen Kâzım Polat, “Yani bazen çok uğraşı gerektirmeyen parçalardan gün içerisinde birkaç tane bitirebildiğim oluyor. Okuldan arta kalan zamanlarımda çalıştığım için, atölyede çok uzun saatler çalışamıyorum zaten. Genellikle gün içerisinde birkaç ürün bitirmek yerine, çoklu ürünlere başlayıp, birkaç gün süren işlemler sonunda hepsini bitirmeyi tercih ediyorum. Özellikle de İngilizce öğretmeni olmam sayesinde yurtdışındaki birçok üretici ile direkt olarak temasa geçebiliyor ve öğrenmek istediğim şeylere ulaşabiliyorum. Bir şeye emek vererek, sonunda ortaya çıkacak şekil için sabırla çalışmak gerektiğini derslerimde de hep vurgulayarak anlatıyorum. Hem ürettiğim, yakılmaktan kurtardığım tarihi ahşap parçalar, hem de Birgi’yi ziyarete gelen yerli ve yabancı turistlere gösterdiğim ilgi ve yardımlardan dolayı öğrencilerime iyi bir rol model olabildiğimi düşünüyorum. Birgi gibi nadide bir yerde yaşıyor olmanın karşılığını Birgi için çalışarak, üreterek ödemeleri gerektiğini anlatıyorum onlara. Öğretmen sadece öğrencilerine bilgi aktaran değil, onlara rehberlik eden, örnek olan, hayatlarına yön de veren bir figürdür. Hatta bunu sadece öğretmen bazına indirgemeden, herhangi bir meslekte çalışan birinin boş zamanlarında bir şeyler üretmesi olarak ele alacak olursak; içerisinde bulunduğumuz tüketim çağında gençler üzerinde oldukça olumlu bir etki bırakacağı kanaatindeyim.”

‘ŞEHİRDEN GÖÇ ETMEYİ BİLİNÇLİ BİR ŞEKİLDE HAYATA GEÇİRMELİLER’
‘Küçükken bize okullarda turizmin ‘bacasız fabrika’ olduğu olgusu anlatılırdı’ diyen Polat, “Ancak üzülerek söylemeliyim ki, aslında turizm uzun vadede bulunduğu yeri farkında olmadan bitiren, ‘bindiği dalı kesen bir testeredir’ diye düşünüyorum. Turistler bir yere oranın tarihi dokusunu, yerel kültürünü ve otantik yapısını görmek için giderler. Turizmdeki bilinçsiz gelişme, o yerdeki yerel kültürü ve tarihi dokuyu çökme noktasına getirebilir. Yani yerel kültür turistlerin ilgisini çekmek adına yapay bir gösteri haline dönerken, tarihi doku da kalabalıkla birlikte artan ihtiyaç yüzünden yıkıma- bozulmaya mahkûm olabilir. Söylediklerim asla yanlış anlaşılmasın; turist istemediğim düşünülmesin. Ben bilinçsiz gelişmelerden ve yapay ilgiden bahsediyorum. Artan konaklama- işyeri ihtiyacı yüzünden mevcut tarihi dokunun bozulmasından ve sadece para kazanma odaklı yapılan yatırımlar yüzünden Birgi’mizde bulunan “samimiyetin” kaybolmasından korkuyorum” dedi ve sözlerini şöyle sonlandırdı:
“Şehirden kaçıp daha küçük bir yerlerde yaşamak isteyen ama cesarete edemeyen insanlara doğru yolda olduklarını söylemek isterim. Ancak bunu bilinçli bir şekilde hayata geçirmeleri gerekiyor. Araba almıyorsunuz. Yani çok istediğiniz, hayalini kurduğunuz o arabayı aldınız, beklediğiniz gibi değilmiş; hadi satalım. Doğduğunuz, yetiştiğiniz, arkadaşlarınızın, yakınlarınızın olduğu bir çevreden uzaklaşmak, bilmediğiniz bir çevreye yerleşmek çok kolay bir karar değil. O yüzden artılarını ve eksilerini, beklentilerinizi, aile bireylerinin ihtiyaç ve isteklerini bir bütün halinde masaya yatırarak, herkesin ortak kararı şeklinde hayata geçirmelisiniz. Aile bireylerinden birinin canı hâlâ büyük şehirde kalmak istiyor ama zamanla alışır nasılsa diye yola çıkacak olursanız, büyük ihtimalle hayal kırıklığıyla yüz yüze kalırsınız. Ama herkesin istek ve ihtiyaçlarına uygun konumdaki o evi bulursanız, niçin daha önce yapmadık ki diye hayıflanacaksınız, emin olun.”

