Gonca Kocabaş / Milliyet.com.tr – Zonguldak’ın Çaycuma ilçesinde yaşayan 27 yaşındaki fizyoterapist Cansel Tığlı Istık’ın meslek hikayesi, üniversitede aldığı eğitimden çok daha önce başladı. Henüz 4 yaşındayken iki kez göz operasyonu geçiren Cansel, kısa süre sonra babasının kansere yakalandığını öğrendi. Tedavi için Ankara’ya gitmek zorunda kalan babasına annesi refakat ederken, Cansel ve ablası evde kaldı. O günlerde ona adeta annelik yapan ablası ve kendilerine bakan anneannesi, çocukluğunun en önemli parçaları oldu.
‘ANNE – BABAMI GÖRMEDİĞİM İÇİN ÖZLÜYORDUM AMA ABLAM HİÇ HİSSETTİRMEDİ’
Henüz 6 yaşındayken arkadaşından duyduğu bir cümle ise hafızasında yıllarca silinmedi. Birlikte evcilik oynadığı arkadaşı, ‘Senin baban ölecekmiş, ben annemden duydum’ deyince gözyaşları içinde ablasına koştu. Cansel, o dönemin kendisi için travmatik olduğunu ancak yaşadığı tüm zorlukların bugünkü karakterinin oluşmasında önemli bir rol oynadığını söyledi. Anne ve babasından uzakta geçen çocukluk yıllarını anlatan Cansel, o dönemde yaşadıklarını şöyle ifade etti:
“Çocukluğum biraz zor, bir o kadar da eğlenceliydi. Annem ve babamı göremediğim için onları özlüyordum ama ablam bunu bana çok hissettirmedi. Ablam benden 8 yaş büyüktü. O okula giderken ben de onunla okula gidiyor, bazen derslerine giriyor, bazen kantinde bekliyordum. Evde kaldığımızda da rahmetli anneannem bize bakıyordu.”

Cansel’in hayatında iz bırakan bir diğer isim ise, Selahattin öğretmen oldu. Köy okulunda birleştirilmiş sınıfta eğitim gören Cansel, maddi imkânların kısıtlı olduğu o dönemde öğretmeninin kendisine yalnızca eğitim vermediğini, okul ihtiyaçlarını karşılamasına da yardımcı olduğunu anlattı. ‘Bir öğretmenden ziyade bir baba gibiydi’ diyen Cansel, 5’inci sınıfta bursluluk sınavını kazandığında öğretmeninin kendisinden daha fazla sevindiğini söyledi.
‘İlkokulda bence benim karakterimin temelleri atıldı’ diyen Cansel, “Kendimi ifade etmeyi ve ne olursa olsun gülmeyi o dönemlerde öğrendim. Özellikle o dönemlerde yaptığımız 23 Nisan’daki ufak piyesler, şu anda amatör bir tiyatrocu olmamı da sağladı. Şu anda çektiğim videolardaki alaycı ve tiyatrovari dil buradan kaynaklı” şeklinde konuştu.
‘BİR FİZYOTERAPİST OLMAZ DENİLENİ OLDURABİLİYORMUŞ’
‘Liseye hazırlık sınavına hazırlandığım dönemde dedemin felç geçirdiğini öğrendik’ diyen Cansel, “Dedemi çok severdim, küçüklükten beri hayatımda önemli bir yeri vardı. Onun felç geçirmesi bizi fazlasıyla üzmüştü. O dönemlerde dedem için ‘yürüyemez’ diyorlardı. Fakat fizik tedavi süreci başladı. Gerek annem olsun gerek anneannem olsun, evde kendi imkânlarıyla dedeme hep hareket ettirdiler. Dedem, destek cihazlarıyla yürümeye başladı ve yaklaşık 4 yıl kadar bu şekilde yaşadı. Maalesef 4 yıl sonra vefat etti” dedi ve ekledi:
“Şunu fark ettim aslında. Bir fizyoterapist, ‘olmaz’ denileni oldurabiliyormuş. O günden sonra fizyoterapist olmayı kafama koymuştum. Dedem kendi kendine ilk bağımsız adımlarını attığında ben, “Fizyoterapist olacağım.” demiştim. O dönemde herkes doktor olmamı isterken ben fizyoterapist olup dedem gibilerine yardımcı olacaktım. Çok şükür, bunu başardım.”

‘Dedemin yaşadığı sağlık süreci, benim göz operasyonum, babamın kanser süreci sırasında birçok sağlık personeliyle denk geldik’ diyen Cansel, “Bazıları çok güler yüzlüydü. Hatta kendi göz doktorum bana o kadar iyi davranıyordu ki şu an bile hafızamda yer etmiş durumda. Ama yine bu süreçte bir sağlık çalışanının annemle kavgasını da hatırlıyorum. Maalesef bu kişi negatif anlamda aklımda kaldı. Bu yaşadığım durumlar bana şunu öğretti. Karşımdaki kişi eğer ki bana sağlık bulmak için geliyorsa, ben ona her daim güler yüzlü olmalıyım. Staj dönemimden tutun da çalıştığım tüm süre zarfında hastalarıma hep güler yüzlü olmaya çalıştım” ifadelerine yer verdi.
‘BİTİRME SINAVINDA 100 ALAN TEK ÖĞRENCİ BENDİM’
‘Bizim buralarda rüyalardan çok fazla bahsetmek pek hoş değildir ama hatırladığım kadarıyla dedem bir kuyudaydı ve o kuyudan onu ben kurtarmıştım’ diyen Cansel, “Bana teşekkür etmişti. O gün bir bitirme sınavım vardı. Dedemi rüyamda görünce sanki bana şans diliyormuş gibi hissetmiştim. Bitirme sınavımız iki aşamalıydı. Ben teorik olanından birazcık beklediğimden kötü almıştım fakat pratik sınavın daha fazla önemli olduğunu biliyordum. Pratik sınavda 100 tam puan aldığımı mezuniyet gününde öğrenmiştim. Sevinçten zıplayıp ayağımı burktum ve geceyi o şekilde geçirdim. Sivas Cumhuriyet Üniversitesi mezunuyum. O yıl ilk mezunlar bizdik. Bölüm orada yeni açılmıştı ve ilk mezuniyet yılının bitirme sınavında tek 100 alan öğrenci olmak beni fazlasıyla mutlu etmişti ve gururlanmıştım” şeklinde konuştu.
Mezun olduktan 2 ay sonra özel bir klinikte çalışmaya başladığını dile getiren Cansel, “Bazen günde bir, bazen haftada iki hasta alıyordum. Bu birkaç ay devam ettikten sonra buradaki özel bir hastanede fizyoterapistlik yapmaya başladım. Öğlen 2’ye kadar özel hastanedeydim, akşam 7’ye kadar da özel klinikte çalışmaya devam ediyordum. Evden sabah 8’de çıkıp akşam 8’de ancak varıyordum ve bu benim için fazlasıyla yorucu bir süreçti. Ama bu süreçte edindiğim hasta çevresi ve tanıştığım insanlar, şu anda bana ‘İyi ki o kadar çalışmışım’ dedirtiyor” bilgisini paylaştı.

‘YATAĞA BAĞLI GELDİ YÜRÜYEREK ÇIKTI’
Özel klinikte çalıştığı patronunun kendisine kliniği kapatmak istediğini söylediğini dile getiren Cansel, “Ben de o dönemlerde bir klinik açma planı yapıyordum. Eşim ve ailemin desteği ile kliniği devralmak istedim, o da bana kliniği devretmeyi kabul etti. Çok ciddi bir sorumluluk aldım. Daha 23 yaşında, yeni mezun sayılabilecekken bir anda klinik işletmenin stresi altına girdim. Çalışan olduğum dönemde kira, vergi, klinik giderleri ve benzeri harcamaların farkında değildim. Bunları da öğrendim aslında ama bu sorumluluk beni daha da azimle çalıştırdı. Yeri geldi, yoruldum; uykusuz ve stresli geceler geçirdim ama sonunda hayal ettiğim işi yapıyordum ve mutluydum” ifadelerine yer verdi ve ekledi:
“Beni en çok zorlayan şeyi hasta iletişimi oluyor. Daha doğrusu şöyle açıklayayım. Bir hastayı seansa alıyorsunuz, geldiği hâlden çok daha iyi bir hâle getiriyorsunuz ama onun beklediği iyileşme seviyesini karşılamayınca sorun oluyor. Bu olumsuz yorumlar hasta adaylarını çok etkiliyor. En çok gururlandıran şey ise 8 ay yoğun bakım ve yataklı serviste hareketsiz yatan bir hastam vardı. Seansına başladığımda, tıpkı dedem gibi yatağa bağımlı durumdaydı. Seanslarımızın sonunda kliniğe yürüyerek girdiği anda sanırım hayatımın en tatmin edici duygusunu yaşadım. 2 yaşında fizik tedaviye başlayan, bana geldiğinde oturması bile çok zor olan bir danışanımla düğünümde karşılıklı oynadık. O an da çok güzeldi.”

‘HEM BEDENEN HEM RUHEN ONLARA İYİ GELMEK İSTİYORUM’
‘Hastalarımız bize zaten bir sorunları olduğu için geliyor’ diyen Cansel, “Bu sorunlar çoğu zaman bedensel olsa da bu süreçte psikolojik olarak da çok yıpranıyorlar. Bir fizyoterapist olarak benim görevim, hem bedenen hem de ruhen onlara iyi gelmek. Ve emin olun, hastalar bu psikolojik süreci de sizinle atlattıklarında size duygusal olarak daha yakın hissediyorlar. Belki dedem felç geçirmese ya da babamın rahatsızlığı olmasa, ben şu anki fizyoterapist Cansel olamazdım” dedi ve sözlerini şöyle sonlandırdı:
“Fizyoterapist olmak ve kendi işini kurmak isteyenlere en önemli tavsiyem, insanı sevmeyen, insana dokunmak istemeyen kimse fizyoterapist olmasın. Kendi işini kurmak isteyenler için de o süreçte ‘Yapamazsın’ diyenler çok olacak. Ama siz kendinize inanırsanız başarırsınız. Yine de mutlaka öncesinde özel bir klinikte mesleği deneyimleyip sonra yer açmaya karar verin.”

