Verilen karara nazaran, Yargıtay Başkanlığına sunulan dilekçede, dava dilekçesinde yer almayan bir talebin kısmen ıslah yoluyla davaya dahil edilmesi talepleri karşısında Yargıtay daireleri arasında farklı yönde kararlar verildiği, bunun çelişki içerdiği, çelişkinin giderilmesi ismine karar kurulması gerektiği vurgulandı.
Başvuruyu inceleyen Kurul, dava dilekçesinde yer almayan talebin kısmen ıslah yoluyla davaya dahil edilemeyeceğine hükmetti.
– Kararın gerekçesinden
Kararda, ıslahın, “iyi niyetli tarafın davayı açtıktan sonra yahut kendisine karşı bir dava açıldıktan sonra öğrendiği olgularla ilgili yanlışlıkların düzeltilmesine, eksikliklerin tamamlanmasına ve bu çerçevede yeni kanıtlar sunabilmesine imkan sağlayan bir kurum” olduğu belirtildi.
Islahın, yöntem iktisadını sağlamak, tarafların daha evvel yaptıkları yanılgıları ve unuttukları eksiklikleri düzeltme imkanı sağlamak hedefini taşıdığı fakat sonlarının bulunduğu aktarılan kararda, “Dava dilekçesinde yer almayan bir talep, sonradan kısmen ıslah ile eklenirse ön incelemede belirtilen uyuşmazlık çerçevesinin dışında kalan bu yeni talep sebebiyle tahkikatın hudutları sonradan genişlemiş olacaktır” değerlendirmesine yer verildi.
Kararda, tahkikat hudutlarının genişletilmesinin “ön incelemeyi fonksiyonsuz hale getireceğine” dikkati çekilerek, “Bu durum, Hukuk Muhakemeleri Kanunu sistematiğine açıkça karşıttır ve yargılamanın öngörülebilirliğini de zedeler” ifadesi kullanıldı.
Söz konusu durumun yargılamayı da uzatabileceğine işaret edilen kararda, şunlar kaydedildi:
“Dava ile talep edilmeyen bir talebin kısmen ıslah ile davaya dahil edilmesi Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6. maddesi ile Anayasa’nın 36. maddesinde düzenlenen adil yargılamanın temel ögelerinden biri olan silahların eşitliği unsuruna de uygun düşmemektedir” dedi.
Kararda, adil yargılanma hakkının, yargılamanın makul müddette tamamlanmasını da içerdiği vurgulanarak, “Dava ile talep edilmeyen bir talebin kısmen ıslah yoluyla davaya dahil edilebileceğinin kabulü, hukuki güvenlik ve bellilik prensiplerinin yanı sıra makul müddette yargılama hakkına da uygun düşmemektedir” tabirlerine yer verildi.

